Tıklım tıklım vapur, Küçüksu iskelesinde boşalıyor. Yolcuların hepsinin de Rumca konuşmaları dikkatimi çekti. Merak yüzünden ben de onlarla beraber indim. İskelede ondan fazla hasırlı, bezli kapalı çeşitli fayton arabası var. Arabacılar: Ayazma bir lira! Diye bağırıyorlardı.
Bir anda arabalar doldu. Yer bulamayanlar, sepetler, çantalar, bavullar ellerinde kaldılar. Bir kısmı yürüyerek gitti. Bir kısmı da arabaların dönüp gelmesini bekledi. Bir yandan da Vaniköy ve Anadoluhisarı yollarından akın akın, kadınlı, erkekli, ihtiyar, çocuk, genç kafileler geliyordu. Hepsi de güle eğlene gidiyorlar, Rumca şarkılar söylüyorlardı. Oradan bir gence:
- Düğün mü var? Panayır, bayram mı var? Bu kalabalık nereye gidiyor? Diye sordum. - Ayazmaya gidiyorlar, dedi. - Hangi ayazma bu ? Küçüksulu olan genç: - İlerde Meryem Ana Kilisesi var, oraya gidiyorlar dedi.
Meryem Ana Kilisesini merak etmiştim. Dönen arabalardan birinde zorlukla yer buldum.(...) Beraber arabaya bindiğimiz güzel buğday tenli, siyah üzüm gözlü bir Rum kızı, Rumca neşeli bir şarkıya başladı. İhtiyar bir kadın münasebetsizlik etti. Rumca bir şeyler söyleyip kızı susturdu. Arabacımız bir dere önünde durdu. Burada indik. Beş yüz metre kadar ilerideki kilisenin etrafı mahşer gibi kalabalıktı. Dereden sonra yürüyerek gidiliyor. Kilisenin kapısında büyük bir Türk bayrağı asılı idi. Oynaşan çocukların,şarkı söyleyen kızların sesi, bir yanda da üç tane durmadan çalan laterna etrafa bir bayram havası veriyordu. Üç ayrı kır kahvesi vardı. Bir kısım aileler de, çayıra serdikleri örtüler üzerine oturmuşlar. Erkekler tavla oynuyor, kızlar ağaçlara kurdukları ip salıncaklarda sallanıyorlar. Kilisede dua okuyan papazın sesi bu curcunaya karışıyor.
|
|
|